<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=13307857&amp;blogName=The+Abyss&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fxadir.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fxadir.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>
  

    The Abyss

21 Eylül 2005

Eylül

“Zamanla nasıl değişiyor insan,
hangi resmime baksam ben değilim”
Cahit Sıtkı Tarancı


Eylül biraz daha sessiz geçti sanki bu sene. Hüzünlenmeye bile vakit bulamadan ayın sonuna geldik nerdeyse. Havalar soğumaya bile başladı belli belirsiz. Eskiden kömür alırdık eylül ayında. Babamın gidip kamyonla aldığı ve evin önüne yığılan kömürü gün boyu uğraşıp bodruma yerleştirdikten sonra tüm kış boyu parça parça yukarı çıkarıp kullanmanın da hatırlanıp gülümsenecek bir yanı varmış demek. Kömür taşınırken tepeden tırnağa kirlenip, günün mahiyeti nedeniyle azar işitmemenin keyfi de hatırlanmaya değer elbet.

Varlıklı olmayan her ailenin yaptığı gibi, okul malzemesi almak için pazara çıkılırdı eylül ayında. Okulların açılmak üzere olmasının yarattığı tarifi güç evhamın üzerine gidilircesine cesur adımlarla, annenin peşisıra pazara gidilir, satın alınan bir kaç defter ya da kalemin senenin geri kalanında nasıl kullanılacağı tasavvur edilirdi.

Gardırobun arka raflarına itilmiş kışlık giysileri çıkarırken akla gelen bir onceki seneye ait hatıralardan çok daha derin, belki yüzyıllardır tekrar eden başlangıçları içinde barındırır eylül. Her ne kadar yaşanılan keyiflerin ve evhamların yerini zamanla başkaları alıyor olsa da, eylül her geçen sene sanki biraz daha yaşlanıyor.


Kadir, 6:52 PM | 5 comments |




07 Eylül 2005

Vakitsiz - V

(Öğleden sonraları güneş içeri girsin diye perdeleri açık bırakılmış pencereler ve balkonlarda asılı duran çamaşırlar, kapının önünden geçen bir hapishane taşıtının içindeki elleri kelepçeli mahkumun, taşıtın üst köşesindeki ufak aralıktan zamanın kaçta kaçıyla hesaplaşabileceğinin farkında değildir)

Üç tekerlekli bisiklette kalır aklım.


Kadir, 7:31 PM | 7 comments |




03 Eylül 2005

Küçük Sırlar

Herkesin yalnızca kendinden sakladığı ve itiraf edildiğinde kulağa önemsiz gelen sırları olmalı. Yaşamın bu küçük sırlardan ibaret olduğunu yalnızca kendinden saklamalı herkes, ardında yatan gerçekliğin dehşet bir şekilde farkında olarak.

***

Üç ya da iki tekerlekli bir bisikletle üzerinden yüzyıllardır geçilen bir sokağı ne kadar iyi tanıyor olmak, göçebe bir geçmişe atılacak ilk adım olsa gerek. Sonra usulca gecenin koynuna girmeli insan, bana mısın demeden. Çünkü gece, henüz keşfedilmemiş bir atlasın en utangaç tanığı ve mağrur bir sevgilinin en acemi yalancısı olarak, yeniden ve yeniden terkedilmiş yüzyıllarca fotoğrafı yüreğinde barındırır. Çünkü gece, yaşamın üzerine mükemmel bir denge ile kurulduğu simetrik yalnızlıkların tek aynasıdır.

Zamanı kendi bedensel varlığından yadsıyabilmek için, belki
yüzyıllardır biriktirilmiş küçük sırlara, gece karanlığında fısıldayarak verilmiş bir söz gibi sadık kalmalı herkes.



Kadir, 9:50 PM | 0 comments |




Page copy protected against web site content infringement by Copyscape